23 Haziran 2007 Cumartesi

Dut ve Hatırlattıkları...



Sabah işe hiç gelmek istemedim, adı iş ama iş yok, canım fena halde sıkılıyor. Oyalanacak birşeyler arıyorum ama her gün de bi programı aç, onu kurcala, yapmak istediğini yapama bu daha da bunaltıyor. Ben de kendimi yemeye verdim. Çantamda fındık, fıstık, kuruyemiş türü şeyler taşıyorum her gün. Tam da meyve yesem daha iyi olacak diye düşünürken işyerine gelen bir amca bize dut getirdi. Ayaş dutu meşhurdur zaten, çok iyi gitti. Teşekkür ederiz İsmail amca.

Dut nedense hep çocukluğumu hatırlatır bana. Dut ağacı, yeni yıkanmış avlu, toprak kokusu....

Okul tatil olunca kendimizi Yozgat'a atardık. Orada herhalde çocukluğumun en güzel günlerini geçirdim. Anneannemlerin kocaman bahçesi, arkadaşlarım ve en önemlisi de dedem ordaydı. Ankara'da da bahçeli bir evde büyüdüm, bizim bahçemizde de meyve ağaçları vardı ama Yozgat'taki bahçe çok büyüktü. Envai meyve ağaçları vardı. Hele arkadaşımın anneannesinin bahçesi bizim için cennetti. Elma ağacına çıkar "kuru temizleme" yaparak, elma yer, o ağaçtan sıkılınca vişneye çıkardık, ordan da sıkılınca kuyudan su çeker, kuyunun ne kadar derin olduğu hakkında birbirimize korkunç hikayeler anlatırdık. Bahçede küçük bir süs havuzu da vardı. İçinde nilüferler, minik fıskiye (eski insanlar daha zevkliymiş kim ne derse desin)... Biz eğlenelim diye anneanne fıskıyeyi açardı. Mutluluktan deli olurduk niyeyse. Çocukken mutlu olmak da kolaymış.

Ankara'dan gelen "kibar çocuk" olarak ben; lütfen, alabilir miyim? yapabilir miyim? diye başladığım yaramazlık yolculuğundan okulların açılmasına yakın ağaçlara tırmanma şekilleri, uzaktan bile hangi meyve işe yarar, hangisi yaramaz anlama, dut yaprakları arasında saklanma yolları, cevizden elimize kına yapma metotları öğrenmiş olarak eve dönerdim.

Keşke yine o yaşlara dönsem, birazdan arkadaşlarla toplanıp hangimizin bahçesinde oynayacağımızı düşünsek, öğlen bahçeye sofra kurup karnımızı doyursa annelerimiz, herşeyden uzak, tek derdimiz oyun olsa...

2 yorum:

Halil dedi ki...

Çocuk hali insanın bambaşka.Bizim bundan önce oturduğumuz evin bahçesi vardı.Aynen dediğin gibi şeftali,erik ağaçları vardı.Yazın o ağaçlara tırmanıp meyvalarından yemek bambaşka bişeydi.Sonra oynadığımız oyunlar.En çok kaptan ooyununu severdım.Kare şeklıne denk gelecek gibi yere küçük çukurlar açardık.Misketle oynanan bi oyundu.Sonra kukalı saklambaç...velhasıl çocuk olmak çok güzel şeydi :)

nedim dedi ki...

Benimde çocukluğum bahçesinde ağaçları olan bir taşra kasabasında geçti. Yaz tatillerinde sabah çıktığımız evimizden hava kararmadan dönmezdik. Kimseninde aklı bizde kalmazdı. Her evin kapısı ardına kadar açıktı ve komşu çocuğun orda bulunması garip karşılanmazdı. Bütün gün ağaç tepesinde dut, incir farketmez direk mideye indirirdik. Gazozuna yapılan maçlar çıkan kavgalar ayrı bir olaydı. Çaydan soğan filesi ile tuttuğumuz balıkları tuzsuz yağsız kızartıp mideye indirmeside cabası bu böyle uzayan bir sürü hikaye velhasıl güzel günlerdi özlemle arıyorum ömrüm tek mutlu dönemi ve sonra büyüdük...